Röportaj
Anneler Günü Özel Sayısı Mahru Nurullayeva
Son yıllarda genital estetik uygulamalarına olan ilgi neden bu kadar arttı? Bu talebi en çok hangi faktörler tetikliyor?
Son internet ve sosyal medya imkanlarının artmasıyla genital estetik konuları çok konuşulmaya başladı, eskiden tabu olan konular artık daha açık tartışılıyor. Artık biliyoruz ki sağlık tanımı yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik rahatlığı da kapsar. Bu nedenle bireylerin kendilerini hem bedensel hem de zihinsel olarak iyi hissetme isteği, estetik uygulamalara olan yaklaşımı da dönüştürmektedir. Genel olarak estetik cerrahiye olan bakış daha normalleşti. Yüz, vücut estetiği gibi genital estetik de “kişisel bakım” kategorisine kaymaya başladı. Dolayısyla arz-talep etkisiyle yeni jinekolojik cerrahi dalı olan kozmetik jinekoloji gelişti, eğitimleri yaygınlaştı ve teknikler geliştirildi.
“Doğal ve müdahalesiz doğum” yaklaşımının yeniden yükselişe geçtiğini görüyoruz. Sizce bu bir trend mi yoksa kalıcı bir dönüşüm mü?
Son yıllarda yüksek sezaryen oranları ve buna bağlı tıbbi ve ekonomik yük, dünya genelinde daha fazla sorgulanmaya başladı. Bilimsel veriler, gereksiz veya rutin hale gelmiş bazı müdahalelerin doğum sürecini olumsuz etkileyebildiğini ve bazı durumlarda sezaryen oranlarını artırabildiğini göstermektedir. Bu nedenle doğal, müdahalesiz ya da en az müdahaleli doğum yaklaşımlarının yeniden gündeme gelmesini yalnızca bir “trend” olarak değil, doğumun fizyolojik doğum doğasına yeniden odaklanma çabası olarak değerlendirmek daha doğru olur. Bununla birlikte, her gebelik ve doğum sürecinin kendine özgü olduğu unutulmamalıdır. Amaç, müdahaleleri tamamen dışlamak değil; gereksiz müdahalelerden kaçınırken, ihtiyaç duyulduğunda tıbbi desteği zamanında sağlayabilen dengeli bir yaklaşımı benimsemektir. Bu yönüyle doğal doğum yaklaşımının geçici bir eğilimden ziyade, daha bilinçli ve bireyselleştirilmiş doğum anlayışına doğru kalıcı bir dönüşümün parçası olduğu söylenebilir.
Günümüzde anne adaylarının doğum tercihleri geçmişe göre nasıl değişti? En çok neye önem veriyorlar?
Modern annelerin en temel farkı, pasif bir hasta rolünden çıkıp aktif karar verici olmalarıdır. Günümüzde anne adayları araştıran, sorgulayan, alternatifleri değerlendiren ve kendi doğum planını oluşturan bilinçli bireylerdir. Bu durum, hekimler için de süreci daha sağlıklı ve iş birliğine açık hale getirir. Artık doğum yalnızca tıbbi bir olay değil; fiziksel ve duygusal yönleri olan bir deneyim olarak görülmektedir. Bu değişimde doğum eğitimleri, kitaplar ve internet ortamında paylaşılan doğum hikâyeleri önemli rol oynamıştır. Günümüzde aileler sadece “sağlıklı doğum”u değil, nasıl bir deneyim yaşadıklarını da önemser. Saygı görmek, bilgilendirilmek, kontrol ve söz hakkına sahip olmak temel beklentiler arasındadır. Ayrıca eşin sürece katılımı ve destekleyici bir ortam giderek daha fazla önem kazanmıştır. Tek tip doğum anlayışı yerini bireyselleştirilmiş yaklaşıma bırakmıştır. Her kadına özgü doğum planı, sürekli destek (eş, ebe, doula) ve şeffaf iletişim, bu süreci daha olumlu ve güvenli hale getirmektedir. Müdahalelerin önceden konuşulması ve onam sürecine aktif katılım ise hem aileyi hem de sağlık ekibini rahatlatır.
“Doğal ve müdahalesiz doğum” yaklaşımının yeniden yükselişe geçtiğini görüyoruz. Sizce bu bir trend mi yoksa kalıcı bir dönüşüm mü?
Son yıllarda yüksek sezaryen oranları ve buna bağlı tıbbi ve ekonomik yük, dünya genelinde daha fazla sorgulanmaya başladı. Bilimsel veriler, gereksiz veya rutin hale gelmiş bazı müdahalelerin doğum sürecini olumsuz etkileyebildiğini ve bazı durumlarda sezaryen oranlarını artırabildiğini göstermektedir. Bu nedenle doğal, müdahalesiz ya da en az müdahaleli doğum yaklaşımlarının yeniden gündeme gelmesini yalnızca bir “trend” olarak değil, doğumun fizyolojik doğum doğasına yeniden odaklanma çabası olarak değerlendirmek daha doğru olur. Bununla birlikte, her gebelik ve doğum sürecinin kendine özgü olduğu unutulmamalıdır. Amaç, müdahaleleri tamamen dışlamak değil; gereksiz müdahalelerden kaçınırken, ihtiyaç duyulduğunda tıbbi desteği zamanında sağlayabilen dengeli bir yaklaşımı benimsemektir. Bu yönüyle doğal doğum yaklaşımının geçici bir eğilimden ziyade, daha bilinçli ve bireyselleştirilmiş doğum anlayışına doğru kalıcı bir dönüşümün parçası olduğu söylenebilir.
Doğum deneyimini daha “kişisel” ve “özel” hale getirmek için klinikler ve hekimler neler yapıyor? Modern klinikler, gebe ve ailesine daha fazla zaman ayırıyor. Bu, her muayeneden başlayarak doğum öncesi planın hazırlanmasına, aileyi ilgilendiren konuların detaylıca açıklanmasına, doğum öncesi eğitimlere ve doula ile ebe desteğine kadar süregelen sürekli rehberlik programını kapsar. Güncel yaklaşım, her anneye özel bakım sunmak, kişisel ihtiyaç ve beklentilere göre hizmet vermek ve doğum şeklini hiçbir baskı olmadan tartışmaktır. Normal doğum, sezaryen veya minimal müdahale seçenekleri, anne adayının tercihleri doğrultusunda değerlendirilir.
Sosyal medyanın genital estetik ve doğum tercihlerine etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sosyal medya, genital estetik ve doğum konularına daha bilinçli bir boyut kazandırıyor. Eskiden pek konuşulmayan deneyimler artık daha açık şekilde paylaşılıyor. Bu da insanların hem cesaretlenmesine hem de kendi seçimlerini daha net biçimde şekillendirmesine yardımcı oluyor. Ancak idealize edilmiş görüntüler veya aşırı “mükemmel” doğum hikâyeleri, gerçekçi olmayan beklentiler oluşturabiliyor. Öncesi–sonrası fotoğraflarının ya da ameliyat videolarının sınırlı ve seçilmiş şekilde paylaşılması da algıyı etkileyebiliyor. Buna rağmen uzmanların doğru bilgiler, olası riskler ve iyileşme süreçleri hakkında içerik üretmesi, sosyal medyayı bilinçli karar vermeyi destekleyen güçlü bir araca dönüştürüyor.
Normal doğum, suda doğum, hipnodoğum gibi alternatif yöntemler hakkında görüşleriniz neler? Hangileri gerçekten güvenli ve sürdürülebilir?
Normal doğum, tıbbi olarak en güvenli ve yaygın uygulanabilen yöntemdir. Anne ve bebek için hızlı iyileşme ve minimum müdahale avantajı sunar; bence doğumun en klasik ve sürdürülebilir yöntemidir. Suda doğum, özellikle düşük riskli gebeliklerde ağrı yönetiminde yardımcı olur ve anneye rahatlama sağlar; ancak hijyen, özel havuz ve eğitimli personel gerektirdiği için her merkezde uygulanamayabilir. Hipnodoğum ise anne adayının nefes, gevşeme ve odaklanma teknikleriyle doğum sürecini bilinçli şekilde yönetmesini sağlar. Son iki yöntem güvenlik ve sürdürülebilirlik için mutlaka uzman gözetimi, uygun merkez altyapısı ve tıbbi uygunluk şarttır; böylece anne adayları hem güvenli hem de kişisel deneyim açısından tatmin edici bir doğum yaşayabilir. Kadınların doğum sonrası bedenleriyle barışmaları konusunda hem fiziksel hem psikolojik olarak nasıl bir destek süreci önerirsiniz? Doğum, bir kadının hayatındaki en özel ve dönüştürücü deneyimlerden biridir. Ancak bu süreç sadece bebeğin doğumu ile sınırlı değildir; anne için hem fiziksel hem de duygusal bir adaptasyon sürecini beraberinde getirir. Süreçte en önemlisi psikolojik olarak beden algısını güçlendirmek, sosyalleşmek, danışmanlık ve destek gruplarına katılmak, gevşeme ve mindfulness teknikleri uygulamak ile aile desteğini sağlamak çok değerlidir. Ayrıca fiziksel olarak da düzenli kontroller, pelvik taban ve karın egzersizleri, sağlıklı beslenme ve gerekirse estetik ya da fonksiyonel girişimler süreci kolaylaştırır. Bu bütüncül yaklaşım, anne adayının bedenine güvenini yeniden kazanmasını ve doğum sonrası süreci hem sağlıklı hem de tatmin edici bir deneyim olarak yaşamasını mümkün kılar.
Menopozla ilgili bakış açısında yenilikler neler?
Menopoza bakış açımız önemli ölçüde değişti. Artık bu dönemi yalnızca “katlanılması gereken” bir süreç olarak değil, yaşam kalitesinin aktif şekilde korunabileceği bir evre olarak görüyoruz. Bu değişimde hormon tedavisine yaklaşımın yenilenmesi büyük rol oynadı. Güncel verilerle birlikte, doğru hasta seçimi ve kişiselleştirilmiş planlama yapıldığında hormon tedavisinin güvenli ve etkili olduğu daha net ortaya kondu. Özellikle düşük doz, bireye özel uygulamalar ve ciltten kullanılan formlar sayesinde hem riskleri azaltıyor hem de konforu artırıyoruz. Bugün menopoz yönetiminde hedefimiz sadece şikâyetleri azaltmak değil; kadının genel sağlığını, enerjisini ve yaşam kalitesini bütüncül olarak desteklemek.
Türkiye, özellikle de Antalya, sağlık turizmi açısından büyük bir potansiyele sahip. Ancak diş ve saç ekimi dışında kadın sağlığı ve doğum alanında yeterince bilinmiyor. Sizce bunun sebebi nedir?
Türkiye’nin turizm gözdesi Antalya, sağlık alanında da hızla gelişmektedir. Ancak jinekolojik konular, dünya genelinde hâlâ birçok kültürde özel ve hassas bir alan olarak görülmektedir. Bu nedenle hastalar, tüp bebek ,gebelik ve doğum sürecini çoğunlukla kendi ülkelerinde, aile ve sosyal destek çevreleriyle birlikte geçirmeyi tercih eder. Ayrıca bu alan yalnızca bireysel sağlığı değil, ailenin geleceğini de ilgilendirdiği için karar alma ve sorumluluk süreçleri daha karmaşık ilerlemektedir. Sürecin uzun ve takip gerektiren yapısı da sağlık turizmiyle her zaman örtüşmeyebiliyor.
Yurt dışından gelen hastalar genital estetik veya doğum süreçlerinde en çok hangi hizmetleri talep ediyor?
Yurt dışından gelen hastalar genellikle estetik işlemler kapsamında lazerle genital sıkılaşma ve çeşitli enjeksiyon uygulamaları talep ediyor. Operasyonel olarak ise en sık labioplasti (dış dudak estetiği) ve iç genital bölgelerdeki sarkma veya deformasyonların giderilmesi için ameliyat talep edilmektedir. İyileşme süreci genellikle 3–5 gün sürer. Bu süre sonunda da hasta ile iletişimimizi sürdürerek tam iyileşme sürecini takip ediyoruz.
Antalya’nın kadın sağlığı ve doğum alanında uluslararası bir destinasyon haline gelmesi için neler yapılmalı?
Branşımız yalnızca doğumu kapsamaz; jinekoloji ise çok daha geniş bir alandır. Buna rağmen hâlâ yerli hastalarda bile bu yanlış algıyla sıkça karşılaşıyoruz. İlk önce kendimizin bu algıyı kırması ve bilgilenmesi gerekir. Avrupa’da basit bir muayeneye bile zor ulaşabilen kadınlar için tatil sırasında check-up yaptırmak, kliniklerle tanışmak ve güven ilişkisi kurmak önemli bir fırsattır. Bu ilk temas, ilerideki işlemler için karar sürecini kolaylaştırır. Tatil paketlerine sağlık hizmetlerinin eklenmesi de farkındalık yaratabilir. Gelişmiş cerrahi ve estetik uygulamalar “gel–işlem ol–tatil yap–dön” modeline oldukça uygundur. Bu potansiyelin doğru tanıtım ve iletişimle desteklenmesi gerekir. Sağlık turizminde ise arz-talep dengesi, hem hizmet çeşitliliğini hem de destinasyonun cazibesini belirler. Antlayaface dergisi olarak sorularımızı yanıtladığınız ve okurlarımızı bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederiz.
